İnsanlık tarihi boyunca varoluş; bir armağan, bir sınav ya da kutsal bir yolculuk olarak kutsanagelmiştir. Ancak hayatı romantik bir sisin ardından değil de, acımasız bir rasyonalitenin ışığında incelediğimizde manzara dramatik bir biçimde değişir. Hayatı adeta bir bilanço defteri gibi önümüze koyduğumuzda, bazı zihinler için yaşamın sürekli zarar üreten ve iflası kesinleşmiş bir işletmeden farksız olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Böyle bir gerçeklikte yaşamı sonlandırma düşüncesi, anlık bir umutsuzluk veya klinik bir zayıflık değildir. Bu, büt…