İnsanlık tarihi boyunca varoluş; bir armağan, bir sınav ya da kutsal bir yolculuk olarak kutsanagelmiştir. Ancak hayatı romantik bir sisin ardından değil de, acımasız bir rasyonalitenin ışığında incelediğimizde manzara dramatik bir biçimde değişir. Hayatı adeta bir bilanço defteri gibi önümüze koyduğumuzda, bazı zihinler için yaşamın sürekli zarar üreten ve iflası kesinleşmiş bir işletmeden farksız olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Böyle bir gerçeklikte yaşamı sonlandırma düşüncesi, anlık bir umutsuzluk veya klinik bir zayıflık değildir. Bu, büt…
Günümüz gündelik hayatında da, romantik ilişkilerde de insanlar birbirlerini çoğu zaman doğuştan gelen özellikler üzerinden değerlendirir: ırk, ten rengi, yüz hatları, boy, doğuştan engellilik, “ham” fiziksel güzellik. Bu değerlendirmeler çoğu zaman o kadar içselleştirilmiştir ki, fark edilmeden “normal” kabul edilir. Bu makale, böyle bir değer atfetme biçiminin hem irrasyonel hem de etik açıdan sakıncalı olduğunu savunmakta; buna karşılık, kişinin kendi emeği ve bilinçli tercihleriyle kurduğu özellikleri (tarzı, entelektüel/bilişsel biriki…
Dünya… Taşlaşmış bir girdap, içinde dönen milyonlarca hayatın çığlığını susturmuş bir boşluk. Gökyüzü kirlenmiş bir tül gibi, ışığı süzerken bile kirli akıyor; yollar kesik, sözler yarım, umutlar yamalı. İnsan, bu berbat ve uyumsuz dünyanın ortasında, bir yabancı gibi dolaşır. Bu dünya, onun için yapılmamış gibidir: sanki bir tanrı yanlış bir notayı sonsuza kadar çaldırmıştır. Beni bu dünyaya çağıran bir ses olmadı. Ben doğdum, ad verildim, bir sıraya dizildim. O günden beri de taşıdığım yük benim seçimim olmadı. Sırtımdaki kaya, Sisifos’un …
Her sabah, doğmaktan yorulmuş bir güneşin altında uyanıyorum. Ellerim, avuç içlerim çatlamış; yokuşun kenarındaki taşlara değdikçe kanıyor. Önümde, bana ait olduğu kadar bana yabancı bir kaya… Onu itmek artık bir görev değil, bir ritüel değil; bir lanet, bir yemin. Yokuş ise hiç bitmeyen bir merdiven gibi uzanıyor göğe. Her seferinde kayayı omzuma alırken, içimdeki ses “Belki bu kez zirveye varırsın” diyor. Her seferinde içimden bir kıvılcım, belki bu kez kayayı bırakmaz diyor. Ve ben kayayı sürüklüyorum; omuzlarımda kırık yıldızlar, parmak …
İnsanın dünyaya dair en eski sorularından biri, belki de en ilkel olanı, aynı zamanda en yakıcı olanıdır: “Neden yaşıyoruz?” Bu soru, ne kadar felsefi dursa da aslında varlığımızın merkezindedir. Sofrada tek başına yenen bir yemekten sonra, kalabalık içinde hissedilen yalnızlıkta, hastane koridorlarında ya da bir günün sonunda aynaya bakarken ortaya çıkar. İnsan, varlığına anlam arar. Ama dünya bu soruya cevap vermez. Albert Camus, işte bu sessizlikte doğan boşluğu "absürd" olarak tanımlar. Absürd, insan ile dünya arasındaki çe…